Yaz geldi gelecek derken Haziran’ın sonunu bulduk.
Yer yer bunaltan, gölgede ürperten, yağmurda hazırlıksız yakalayan günler… Hem ülke hem kişisel gündemlerimizin kalabalık olduğu, yeni kararların ve sonuçlarının yaşandığı bir hızlı dönem… Bir yandan da “yavaş”lama hareketleri… Slowfood, citaslow, slowsex başlıklı haberler, röportajlar… Uçlara doğru dengeleniyor gibi hayat. Ortalardan hareket ediyor insanoğlu/kızı. Ya dost ya düşman, ya ayrı ya beraber, ya hızlı ya yavaş… Seçimler netleşiyor olabilir mi? Bir yandan yargı artarken, bir yandan anlayış da artıyor olabilir mi?
Çok karışıkken kafalarımız bir anda berraklaşıyor sanki… Ya da tam tersi…
Kendi adıma, sahnelerle dolu bir Haziran geçiriyorum. Bursa’da güzel bir festivalde, İstanbul’da şık bir düğünde, Bahariye’de havuzbaşı esintisinde… Bir yandan da remix hazırlıklarını tamamlıyorum. Paylaşacağım az kaldı:)
Bazen magazine bakıyorum eğlenceli geliyor. Bazen ne garip kriterleri var bu yolun diyorum.
İçim bazı şeyleri kabul ederken, kimine de isyan ediyor.
Doğal, keyif veren, zeki, güzel, şık, eğlenceli, duygulu, özgür bir müzik dünyası oluşsun istiyor insan.
Ve aynı özellikleri taşıyan müzik insanları… Salt müzikte değil, her yerde her alanda.
Görünenin arkasındaki ticaret ve kavga ürkütücü bazen.
Yeni ses, yeni soluk, yeni yol ayrımları bizleri bekliyor.
Sevgimle,
Selen Servi
Cuma günü Kula Çocuk Şenliği’nin konuğu idim. Kısıtlı imkanların azimle, bolluğun tembellikle, önyargıların heyecanlarla harmanlandığı birkaç saat yaşadım. Şikayet etmeden yaratmayı, eleştirmeden kucaklamayı öğrenmek… Başkasında özendiğin eline bırakılınca, kıymetinden yitirmediğini anlamak bir süreç insan için. Bilmek, okumak yetmez ki. Hayatın içinde idrak etmek başka…
Kula’daki sohbetimizde, bu şenliğe büyük emek veren, çocuk atölyelerini yapan Ayhan Ünlü ile şu cümlede birleştik; “önce ayrılıklarımızı görüyoruz, halbuki aynılıklarımız çok”.
Uzun bir hafta sonu firarından dönüp bu haftaya başlarken, sayfamı Elif Şafak’ın sözlerine bırakıyorum. Tesadüf bu ya(!), dönüşte bu yazısını okudum.
“Dışardan bakınca hep aynıyız, ama içimiz renkten renge, halden hale giriyor. Bir anımız bir anımıza uymuyor ki. Şu anımıza şahitlik edenlerle bir sonraki anımıza şahitlik edenlerin de gördükleri farklı olabiliyor. En yumuşak ve uyumlu halimizle bizi görenler sanıyorlar ki hep öyleyiz. En hırçın ve huysuz halimize denk gelenler de zannediyorlar ki hep böyleyiz. Halbuki ne o ne bu. Her an her saniye değişmekteyiz.
…
Katrede derya saklıdır. Bireyde bütün saklıdır. Zerrede kainat saklıdır. Damlada yağmur saklıdır. Enerjilerimizdeki iniş çıkış hem bizi hem etrafımızdakileri yakından etkiler. Bu yüzdendir ki değişim ancak içerden ve Ben’den başlayabilir. Bireyden… Kendisine toz kondurmayıp hep başkalarını eleştirmeye, hep dışarıyı değiştirmeye kalkan her türlü ideoloji, kibir ideolojisidir. Tüm bunları okuduğunuzda hak veriyor ya da saçma buluyorsanız, unutmayın ki yarın aynı yazıyı okuduğunuzda farklı hissedebilirsiniz. Çünkü her an başka bir şan üstüne kuruludur.” Elif Şafak, Firarperest/ Kasım 2010 www.elifsafak.com.tr
Sevgimle,
Selen
Son iki haftada oldukça yoğun bir programın içindeydim.
Olay TV E&E Show konuk etti beni 13 Mayıs Cuma. Yasemin Soysal ile birlikte Bursa’ya güzel bir yolculukla başladı gün. Orada şahane bir ağırlanma. Geçmişte yollarımızın kesiştiği kıymetli arkadaşım Erhan Erşen ve ekibi çok hoştu. Her anında bize kendimizi çok değerli hissettirdiler. Şarkılı türkülü, gülmeli eğlenmeli çok güzel bir program oldu. Program sonrası gittiğimiz Vira’nın lezzetlerinin tadı damağımda…
Ertesi gece çok istediğim KingoDisco programına konuk edildim. Salt performans konuğu olmak üzere gitmiştim. 3′e kadar bekle(til)menin, kısa bir süre de olsa, sıkıntısını yaşadım. Evden seyretmeye benzemediği kesin. Kuliste kendi kendime bir telkinle “akışa bırakıyorum” dedim. Bu akışın bana sürprizi, masada konuk edilmek oldu. Kesinlikle nezaketli ve hareketli bir Okan Bayülgen vardı karşımda. Yaklaşık yirmi dakika sürdü. Sitede izleyebilirsiniz.
Ardından A Hbr’de Uykusuz Her Gece’de Hilal Ergenekon’un konuğu oldum. Magazine mesafe koyarken, yanımda buluverdim Magazinciler Derneği Başkanı Nurettin Soydan’ı. Neyse ki herşey had hudut içinde ilerliyor. Çok şükür:)
Maltepe Belediyesi’nin üçüncüsünü düzenlediği Türkan Saylan Onur Ödülleri’nde mini bir konser verdim. Ömer Önder piyanosunun, ben mikrofonun başındaydım. Hem 19 yaşında Türkan Hocayla tanışmamı paylaştım heyecanla hem kendi şarkımı. Belediye Başkanı Mustafa Zengin cok zarifti bize çiçekleri ve teşekkürlerini sunarken.
Bu arada Aşk Oyunu şarkısının remiksini hazırlıyoruz harıl harıl. DJ DeeFatt düzenledi. Sanırım Haziran başında radyolara yollamış oluruz. Sonra gelsin plajlar, kulüpler…
Hem remiksin hem yeni bir şarkının olduğu single planlamaktayız. Umarım bu gücü bulur ve hazırlıkları tamamlarız.
Hayal Kahvesi Bistro sahnesinde olmak da bu ayın diğer yeniliklerinden. Yolunuz Beyoğlu’na düşerse 3 Haziran’da bekliyoruz.
Ayın sonunu Kula’da karşılıyorum. Manisa’nın Kula İlçesi’nde, tüm imkanlarını seferber ederek, belediye ile ortak Çocuk Atölyesi düzenledi Ayhan Ünlü. Kendisi uzun yıllar yurt dışında yaşamış, idealist bir animasyon sanatçısı. Bildiklerini çocuklarla paylaşıyor. Kapanış için gelmemi rica etti. Ben de gidiyorum. Bakalım Ege’nin çocuklarıyla nasıl eğleneceğiz?
Nihayet yeni ayı, yakın dostum, kardeşim Tuna’nın bebeğini kucaklayarak karşılayacağız. Heyecanlı ve hazırız.
Sevgimle,
Selen
Belli zamanlarda içimden, en derinden geçen dileklerim olur. Uzun uzun düşünmem üzerinde. İçime düşer, titretir o an. Sonra bir yerde kalır günü geldiğinde doğmak üzere.
Çok sevgili Betül Arım ile birkaç hafta önce buluştuğumuzda, bir sosyal sorumluluk projesinden bahsetti. Aslında şöyle başladı: “Dur şimdi, Mardin’e gidiyoruz Mayıs’ta”. Ben de “tamam” dedim. Tüm detaylar sonrasında geldi!
Esra Alkan, “Kalk Gidelim” adlı, 52 bölüm süren çocuk programını, gittiği il ve ilçelerdeki çocuklarla birlikte yapmış. Ardından bu yerleri birer birer yazmaya ve kitap olarak yayımlanmaya başlamış. Bu süreçte de çocuklarla ilişkisini hiç kesmemiş, çok geniş bir aile oluşturmuş. Varlık Yayınları’ndan çıkan bu serinin ikinci kitabı, Kalk Gidelim Mardin… Esra Alkan, çıkan her kitapla beraber, “Kalk Gidelim” çocukları ile yeniden buluşmayı hedeflemiş. Biz de buradan bir grup, yazar, gazeteci, tiyatrocu, müzisyen çıktık yola.
Herkes istekli, heyecanlı, saygılı. İsimleri basından da okursunuz ama bazılarını ben söyleyeyim; Betül Arım, Meriç Benlioğlu, Nail Güreli, Ragıp Zarakol, Melis Sökmen, Geronimo (Abdullah İşbilir), Serap Gedik…
Tüm yolculuk, ağırlanma, etkinlik tamamen gönüllülük temelli oluşturulmuştu.
Diyarbakır’a indiğimiz an buluştuk çocuklarla, Mardinli olanlar ağırladı tüm arkadaşlarını, hepimizi. Batman, Amasya, Adıyaman, Van’dan gelen diğer tüm çocuklarla beraberdik iki gün. Birbirlerini İstanbul gezisinden tanıyıp hasret giderenler vardı.
Savur Köyü’nde konakladık. Sancar Konağı’ndaydık biz bir grup. O terastan izlediğimiz yıldızlar da sabah serinliğindeki enfes kahvaltılar da hep hatırlanacak.
7 Mayıs Cumartesi Mor Gabriyel Manastırı, Midyat, Şehir Müzesi ziyaretlerimizin ardından, Kıllıt Köyü’ndeki etkinliğimize geldi sıra. Güneşli hava yerini, sadece bir saat için, sağanak yağmura bırakmıştı. Açıkhavada yapılması planlanan etkinliğe gölge düşmesine Mor Johanna Kilisesi engel oldu. Misafirperverlikle açtı kapılarını.
Kısa ve özenli konuşmalardan sonra çocuklar aldı mikrofonu ve sorularını sordular. “Neden şairler acı çeker? ” “Buraya gelirken önyargılarınız var mıydı?” “Hepiniz buradayken öğretmenimden söz istiyorum; sigarayı bıraksın!”…
Bu çocuklar piyano, tenis dersi almıyor, kurstan kursa koşmuyor, doğum günlerinde gösterişli partiler vermiyor aileleri. Ne yapıyorlar peki? Nasıl oluyor? On iki yaşındaki Rumet zaten vermişti cevabı bana “çok okumuyorum ama çok düşünüyorum”. Hayatın içinde hayatla akıyorlar. Onlar bazı şeyleri erken öğreniyorlar. Çocuk dünyalarında yorumluyorlar. Çocuklarla birlikte çok çalıştım ÇYDD yıllarımda. O temasım bazen arttı bazen azaldı ama hiç kopmadı. Onu tazeledim bu vesile ile. Bana kattıkları için bir kez daha teşekkür ettim.
Çocukların sorularının ardından, 1600 yıllık Mor Johanna kilisesinde Mevlana’nın sözleriyle bir canlı performans gerçekleştirdim. Bu hayalimin tohumlarını nerde ve nasıl attığımı biliyorum. Her anına şükrettim.
Bu hafta sonu ben, Mezopotamya topraklarını ilk kez gördüm.
Hem uyanık hem saf çocukların gözünde umut gördüm.
Beraberlik gördüm Josef, Rumet, Nur Sema ve Fatima’nın konuşmalarında.
Aynılık gördüm tüm ayrılıkların ortasında. Gerçeği onlarda yaşadım, televizyonda yıllarca gördüğümüz oyunlara inat.
Çocuklar, Kıllıt Köyü, 1600 yıllık kilise, Mevlana, Mezopotamya…
Bu toplamdan tek gerçek kaldı bana; SAF HAYAT…
Sevgimle,
Selen
PS: Fotoğraf için Bilge Eser’e teşekkür ederim.
İlklerin yeri farklıdır çoğu kez. Bazen heyecanı bazen tecrübesizliği hatırlatır.
Kanal D’de bir programda çıkmak için aynı tarihi verdiklerinde bir seçim yapmak zorunda kalmıştım. Zonguldak’a gidemeyerek, organizasyonu zor durumda bıracak olmaktan da rahatsızdım. Neyse ki ilahi plan işledi ve tarafları mutlu edecek bir zamanlama kendiliğinden gelişti.
Zonguldak’ta Demirpark AVM’de o kadar iyi ağırlandık ki… Birçok heyecan verici kare vardı yaşadığımız. İmzalar, şarkılar, çekiliş sonrası hayranlarla akşam yemeği…
Ertesi gün, dönüş yoluna çıkmadan kısa bir şehir turu yaptık. Özellikle Kozlu’da yaşadığım çok garip bir duyguydu. Kömürün işlendiği, ocakların olduğu bir belde Kozlu. Terkedilmiş film setleri gibiydi. Gerçek olması ürküttüğünden belki… Zorlu, sessiz, gizemli… İşçi bayramında, maden işçileriyle böyle bir bağ kurmak daha da etkiledi beni.
Tüm bu yolculukta ve etkinlikte Yasemin Soysal ile beraberdik. Kendisine bu paylaşım için teşekkür ediyorum.
Merak edenler için, bazı fotoğrafları facebook fan sayfamda paylaştık.
Sevgimle,
Selen
Hasta olduğum “ender” zamanlarda algılarımın çok açıldığını hissederim. Rüyalar, öncelikler, korkular, ihtiyaçlar açığa çıkar. Kimi ve neyi yakın hissediyorum, uzağımda olanlar kimler; kendiliğinden dökülür bilinçaltımdan.
Yine öyle oldu. Hayata iki günlük ara vermem gerekiyormuş. İçime dönmek zamanıymış. Bunun bilinçle değil kendiliğinden olması zamanıymış.
Eğer güzel ve sakin bir bakım ortamındaysanız, gerçek bir lüksün içindesiniz demektir. Ben öyleydim ve bu şansımın farkındayım.
Teşekkür ederim aileme.
Sonra içimdeki aşka ve müziğe teşekkür ederim.
Peki siz hastalığı nasıl yaşarsınız? Hayatı yaşadığınız gibi mi?
Fırsat mı? İniş mi? Direniş mi? Akış mı?
Sevgimle,
Selen
Dayanamadım, hemen baktım.
Yenilediğimiz siteyi açalı 3 gün olmadı henüz. Sabırsızlık işte, trafiğine baktım.
Yaklaşık 150 ayrı kişi girmiş siteye. En çok sevindiğim de neredeyse 9 sayfa gezilmiş, ortalama 11 dakika kalınmış.
Teşekkür ederim.
Zamanla sürprizler de ekleyeceğiz! Sürekli buradan haberleşeceğiz.
Elbette, gündemimiz izin verdikçe, keyfimiz yerinde oldukça, paylaşmaya değer buldukça…
Sevgimle,
Selen
Yenileyelim, yenilenelim dedik.
Bu yolculukta sahneye çıktığım an kadar heyecan vericiydi albüm çıkarmak. Şimdi siteyi yenilemek de aynı heyecan!
Hem sadeleşmek hem teknolojinin hızına uyumlanmak için,
Hem derleyip toplamak hem buluşturmak için,
Hem yakınlaşmak hem paylaşmak için,
Yenilendik.
Teşekkürler merak ettiğiniz ve bu sayfalarda dolaştığınız için,
Teşekkürler değer verdiğiniz ve dinlemeye değer bulduğunuz için…
Hoş geldik, hoş bulduk.
Bakalım siz nasıl bulacaksınız?
Selen
Bu site için Nicole Göksel’e de teşekkürler…
Recent Comments
Archives









